
Merhaba sevgili blogcum uzun süredir yokum ve bir süre daha olmayacağım.Seni özlüyorum blogcum.
Yorum bırakan arkadaşlara teşekkürler

Temel, arabası ile Köprübaşı’nda dönüp duruyormuş...
Aynı trafikçinin önünden beşinci kez geçerken, polis merak etmiş artık:
“Bir yeri mi arıyorsunuz? Niye aynı yerde dönüp dolaşıyorsunuz?”
“Sinyal” demiş Temel:
“Sol sinyal takıldı da!”
Alıntı(Sakarya Gazetesi)
Özel Günler
Sabah kahvaltısında kadın eşine: - Eminim sen bugünün ne olduğunu hatırlamıyorsun bile? der.
Adam bozuntuya vermeden :
- Elbette hatırlıyorum hayatım, diyerek dışarı çıkar.
Öğlene doğru evin kapısı çalınır. Çiçekçi çocuk, harika bir kırmızı gül buketi getirmiştir. Bir süre sonra kapı tekrar çalınır. Bu defa gelen köşedeki pastanenin çırağıdır. O da kocaman bir çikolata kutusunu bırakıp gider. Öğleden sonra gelen bir kutudan da, olağanüstü güzellikte bir elbise çıkar. Kadın kocasının dönmesini bekler ve daha kapıda boynuna sarılır :
- Önce çiçekler, sonra çikolata ve en son da o mükemmel elbise. . . Bu, hayatımdaki en güzel Cumhuriyet Bayramı... 
Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...
'Nereden çıktın bu vakitte' dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş..
Gözbebekleri bulutlandığında, yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş...
Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
'Parkurun bütün zorluklarına rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız' diyebilmeli...
Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa ama ümit var bir yazıyı yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
'Bunu da aşacağız!
İmza: Bir dost!...'
Can Dündar
Hakkımda
Bağlantılar
Son Yazılar
Kategoriler
Arkadaşlarım